Meral Akşener grup konuşmasının tam metni

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener 28 Mayıs Salı grup konuşmasını yaptı. Konuşmanın tam metni;

Değerli milletvekilleri, kıymetli misafirler, sevgili gençler; sayın basın mensupları;

sizleri sevgi ve saygıyla selamlıyorum.

Hoş geldiniz, safalar getirdiniz…

Aziz Milletim;

Demokrasimizin, ağır yaralı olduğu bu günlerde,

İyi Parti, dosta düşmana bir demokrasi dersi verdi.

Hafta sonu partimizin olağanüstü Tüzük Kurultayını yaptık.

Yurdun dört bir yanından gelen delegelerimizin, hiçbir partide görülmeyen, demokratik olgunlukla gerçekleştirdiği kurultayımız, ülkemiz ve milletimiz için umudu bir adım ileri taşıdı.

Henüz iki yaşına bile girmeyen partimiz, Türkiye’nin en zengin insan kaynağına, fikri müktesebata ve demokrasi kültürüne sahip olduğunu bir kez daha kanıtladı.

Bu vesileyle;

Kurultayımıza, eleştirileriyle, fikirleriyle katkı sunan tüm delegelerimizi ve partililerimizi bir kez daha, saygı ve sevgiyle selamlıyorum.

İyi ki varsınız.

Değerli arkadaşlarım;

Türkiye, üzerine karabasan gibi çöken, bugünkü iktidar ve ortağını daha fazla taşıyamaz.

Ekonomiden dış politikaya, eğitimden yargıya, devletin bütün gelenekleri, teamülleri tahrip edildi. 

Hukuk paspas edildi, demokrasi rant çukuruna itildi.

Ehliyet ve liyakat kapı dışarı edildi.

Bürokrasi vasıfsız yandaşların arpalığı haline geldi.

Aslında şaşırmıyoruz;

Hazinenin damada, içişlerinin müfteriye, tarımın küfürbaza teslim edildiği bir ülkede, sonuç elbette bu olur…

 

 

Türk milleti, insana şans verir, ama yeri ve zamanı geldiğinde, tarihin tozlu raflarına kaldırmasını da iyi bilir…

İşte artık o vakit yaklaştı.

Her gün, ekonomiden eğitime, yargıdan bürokrasiye, kibrin tavanına vurmuş bir yönetim anlayışıyla cebelleşen, milletimizin hükümete kredisi tükendi.

Belediyelerden bakanlıklara, valiliklerden saraya kadar her kurum lüks, şatafat ve israf makinesi olmuşken,

Türk devleti artık bir partinin yan kuruluşuna dönüştürülmüşken,

milletimizin daha fazla sessiz kalacağını düşünmek saflık olur.

Türk milletinin feraseti yüksektir.

Sevdi mi tam sever, ama açtığı kredi bozuk para gibi harcandığında, hiç vakit kaybetmeden bileti keser.

Aziz milletim;

Gelelim bu haftaki “Damattan Masallar” bölümümüze…

Yine bir paket açıklamış.

Her pakete de üşenmeyip bir isim koyuyor…

Yeni paketin adı İVME…

Yani İleri Verimli Milli Endüstri’ymiş.

Sanki, bugüne kadar fabrika açtılar da, adını milli endüstri koymuş.

Ne ileri, ne de verimli bir endüstrimiz kalmadığının farkında bile değil.

Milletin parası damada teslim edileli 10 ay olmuş, 8 tane paket açıklanmış.

Ekonomi toparlanacak diye açıkladıkları her paketle, işler daha da kötüye gitmiş.

Damadın 10 aylık karnesinden notlar vereyim size;

10 ayda kişi başına milli gelirimiz %19 azaldı.

Enflasyon %27’ye, faizler %32’ye çıktı.

OECD ülkeleri arasında, en yüksek enflasyon ve faiz oranlarında 2’inci sıraya geldik.

Vatandaşımın kendi parasına güveni kalmadı, döviz mevduatlarının oranı %44'ten %54'e çıktı.

Kayıtlı işsiz sayımız %43 arttı.

Ülkemizin kredi risk primi %68 arttı.

Bütçe açığı 30,3 milyar liradan 103 milyar liraya çıktı.

Yani yorgan çektikçe çekti, ayaklar açıkta kaldı.

Borsada işlem gören şirketlerimiz %34 değer kaybetti.

Bütün bu tabloya rağmen, damat utanmadan çıkıp diyor ki;

“Tünelin ucundaki ışık göründü.”

13 milyon kişinin sosyal yardıma muhtaç olduğu ülkede, tünelin ucunda ışık görünmez.

Çiftçinin bir kilo buğday parasıyla, bir bardak çay içemediği ülkede, tünelin ucunda ışık görünmez.

Suriye'den patates, Mısır'dan soğan ithal eden ülkede, tünelin ucunda ışık görünmez.

Derdini anlatan iş insanlarının tehdit edildiği ülkede, tünelin ucunda ışık GÖ-RÜN-MEZ!

Biliyorsunuz;

Seçimden önce tanzim çadırları kurdular.

Soğan kuyruğuna varlık kuyruğu diyerek milletle alay ettiler.

Milletin kafasına çay paketi attılar.

Petrol bulduk, kenevir ektik, uzaya çıktık diye hayal sattılar.

Seçim bitince de çadırları söktüler, kaldık gerçeklerimizle baş başa…

Şimdi, “Herkes başının çaresine baksın” diyorlar.

Alın işte, genç bir kadın bu damadın kayınpederine seslendi, “2 üniversite bitirdim, işsizim” dedi.

Aldığı cevap ortada, “Kocanın işi varsa sorun yok.”

O genç kadının kocası kaç liraya çalışıyor, o parayla geçinebiliyorlar mı, merak bile etmiyor.

Milletten, milletin dertlerinden işte bu kadar koptular.

Aziz Milletim;

Bütün bu olanlardan sonra, siz demokratik hakkınızı kullanıp, sandıkta bu iktidarın kulağını çekince çareyi darbe yapmakta buldular.

6 Mayıs’ta, milletimize, milletimizin iradesine karşı YSK eliyle bir darbe yapıldı.

 

28 şubatın bir tekrarını yaşattılar ülkemize.

Demokrasimiz bir kez daha kesintiye uğradı.

Sayın Erdoğan “milletin kararını tanımıyorum” dedi ve sandığı tekmeledi.

YSK eliyle milli irade gasp edildi.

Sonra da “gerekçeli karar” diye bir belge açıkladılar…

Bir kez daha ifade ediyorum: Darbenin gerekçesi, merekçesi olmaz.

Darbe darbedir…

Bir tomar kağıt harcayarak üstünü örtmeye çalıştıkları, gerçek gerekçe bellidir:

Sayın Erdoğan emretti, YSK yerine getirdi.

17 yıldır sadece yalan ve bahane üretiyor.

Bahaneler bitince, şimdi milleti azarlıyor.

“Seni ben doyuruyorum” diyor,

“Kocanın işi var ya, daha ne istiyorsun?” diyor.

Çiftçisinden pazarcısına, millete “Terörist” diyor.

İşler istediği gibi gitmeyince de, “Türkiye ittifakı” diyor, “Aynı gemideyiz” diyor…

Beş tane yandaş şirkete gelince kaynak bol.

Ama millete gelince, “kaynak yok” diyor.

İşte Emeklilikte Saraya ve ortağına Takılanların durumu ortada.

Hafta sonu, İstanbul’da, Yenikapı’da buluştular, seslerini duyurmaya çalıştılar.

Bunların bir baltaya sap olamamış ne kadar çocuğu-yakını varsa armatör oldu, müteahhit oldu, müdür oldu, zengin oldu.

Milletin çocukları, pırıl pırıl gençlerimiz işsiz.

Bakın sağınıza solunuza.

Adını soyadını bile yazamayan ne kadar yakınları varsa ihya ettiler; milletin mutfağına ateş düşürdüler.

Yandaşa bir milyarlık iş yaptırıp, beş milyarlık hazine garantisi veriyorlar.

Garanti verdikleri hazine, milletin parası.

 

 

Ülkenin gelecek 25 yılı, bu doymak bilmez güruha rehin edildi.

Şehirlerde yıllık 100 milyar dolar imar rantı çıkarıp, hortumluyorlar.

Vakıftı, dernekti deyip belediyeleri vakumluyorlar.

Ama şunu yazın bir kenara;

Artık her şey gün yüzüne çıkıyor.

Bakın, sadece Ankara’dan örnek vereyim:

Geçtiğimiz günlerde, Sayın Mansur Yavaş, bir ihale sonucunu açıkladı.

Bu beylerin, üç yıl önce 1 milyar liraya ihale ettikleri iş, bugün 180 milyon liraya ihale edildi.

El insaf.

Beş katı beş…

Belediyeler teker teker borçlarını açıklıyor:

Kişi başına beş binle, on bin lira arası borç yapmışlar.

Bunlar, yalnızca devleti değil, belediyeleri de borç batağına gömmüşler.

Neymiş gönül belediyeciliği…

Bunların her işi böyle.

Köprülerde, otoyollarda, tünellerde hep aynısını yaptılar.

17 yıllık ekonomi politikasının özetidir bu.

Milletin çocuklarına “yok” çekenler milletin kaynaklarını, işte böyle yağmalıyorlar.

Aziz milletim, bunları not alın;

Har vurulup harman savrulan bu para, sizin paranız.

Çoluğunuzun, çocuğunuzun nafakası.

Senin bugününü yiyip bitirdiler, çoluk çocuğunun geleceğinden çalıyorlar, hakkından yiyor, yediriyorlar.

Bu düzen böyle sürsün diye de, hukuku, demokrasiyi ayaklar altına alıyorlar.

Millet iradesine darbe vuruyorlar.

Türkiye dibe vurmuş, bunlar hala İstanbul’daki rantın peşindeler.

Buradan Sayın Erdoğan’a sesleniyorum:

 

 

Sizi, yıllarca sırtında taşıyan millete, sırtınızı dönmeyin.

Unutmayın ki, siz milleti değil, bu cefakâr millet sizi doyuruyor.

Onun emeğiyle sarayda yaşıyor, onun emeğiyle uçaklara biniyorsunuz.

Milletin dertleriyle dertlenin.

Dün yaptıklarınız, dünde kaldı.

Söyleyecek yeni şeyleriniz yok.

Saraydan çıkın, hayat pahalılığını görün.

Yanan mutfakları görün.

Sönen ocakları görün.

Dağılan yuvaları görün.

Umutsuz gençleri görün;

Sonra da bir karar verin:

ya damat, ya Millet…

ya Berat, ya Millet!

Bilesiniz ki milletimiz alternatifsiz değil;

İYİ Parti olarak biz, işte bu düzeni değiştirmeye geliyoruz.

Yağmaya, talana, israfa son vermeye geliyoruz.

Yan gelip yatan kodaman evlatlarının değil, vatan evlatlarının hakkı, hukuku için;

rüşvete, torpile son vermeye geliyoruz.

Ehliyeti, liyakati, alın terini baş tacı yapmaya geliyoruz.

Yandaş beslemeye değil, millete hizmet etmeye geliyoruz.

Aziz Milletim,

Şu anda hak gaspıyla belediyesini yönettikleri İstanbul’un, yarın fethini kutlayacaklar.

Hangi yüzle kutlayacaklar bilmiyorum…

Bize adalet ve koca bir fetih medeniyeti bırakan Fatih’in huzuruna hangi yüzle çıkacaklar?

Kendilerini milletin üstünde sananlar, nasıl yanıldıklarını pek yakında anlayacaklar.

Kenan Evren’in dipçikle, tüfekle yaptıramadığını, mitingle, vaatle bu millete yaptıramazlar.

Eminim ki, Milleti yok sayanları milletimiz de yok sayacak, darbeye geçit vermeyecek.

 

 

Aziz milletim, değerli dava arkadaşlarım;

17 yıldır iktidardalar.

Bu 17 yıl içinde eğitim sistemimizi tam 15 kere değiştirdiler.

Her gelen bakan alfabeden harf çekti, yeni bir isim uydurdu.

Bunun adı da yeni eğitim sistemi oldu.

Sistem dediğiniz şey, yaz-boz tahtası değildir.

Sistem bir düzenin adıdır.

Anne babalara sesleniyorum, gençlerimize sesleniyorum;

Ülkemizin geleceğini 15 defa çöpe attılar.

Her seferinde “bu son” diyorlar ama, değişikliklerin sonu gelmiyor…

İşin ilginç yanı da, 1’den 15’e kadar, her yaz-bozu müjde diye sundular.

Ne yapmaya çalışıyorsunuz beyler?

Anne babalar her yıl tedirgin.

“Yeni sistemle evladımın durumu ne olacak?” diye uykuları kaçıyor.

Öğretmenlerimiz, gözlerinin içine bakan evlatlarımıza sistemi anlatamıyorlar, çünkü kendileri de anlayamıyor.

Çocuklarımız, “Acaba bu sene başımıza ne gelecek?” diye endişe içinde…

İki lafın birinde, ecdadımızdan dem vuruyorsunuz,

ama tarih dersini zorunlu olmaktan çıkarıyorsunuz.

Bu hangi aklı evvelin fikridir?

Nereden geldiğini bilmeyen, nereye gideceğini bilebilir mi?

Gençlerimiz, evlatlarımız, tarihi, sizin gibi televizyon dizilerinden mi öğrensin istiyorsunuz?

Eğitimde milyar dolarlık projenize isim vermeye gelince, tarihten alıntı yapıyor, “Fatih” diyorsunuz.

Ama tarih dersini zorunlu olmaktan çıkarıyorsunuz…

Sizi aziz milletime şikâyet ediyorum;

 

 

Bir türlü Türküm diyemiyorsunuz, evlatlarımızı da Türk’ün o muhteşem tarihinden, mahrum bırakmaya çalışıyorsunuz.

Seçmeli ders fikrinin gelip dayanacağı yer burasıdır.

Bu yanlıştan derhal dönün.

Bakın ne diyor Gazi Mustafa Kemal;

“Türk Çocuğu Atalarını Tanıdıkça, Daha Büyük İşler Yapmak İçin Kendinde Kuvvet Bulacaktır.”

Evlatlarımızı bu kudretten mahrum etmeyin.

Eğitimde proje dedim ya;

Biliyorsunuz, adını “Fatih” koydukları bir projeyi, allayıp pulladılar zamanında.

Yavrularımıza tablet dağıttılar.

Yandaşlarını zengin ettiler.

Sonuç?

O paralara kaç fukaranın çocuğu, düzgün bir eğitim alabilirdi oturup hesap edin.

Günahtır be!

OECD’nin hazırladığı Eğitime Bakış raporunda, Türkiye, öğrenci başı eğitim harcamalarında, OECD ülkeleri arasında en düşük seviyede.

Bir öğrencimize yaptığımız harcama, OECD ortalamasının ancak üçte biri ediyor.

Bugün, Türkiye’de yaklaşık üç çocuktan biri okul öncesi eğitim görürken, bu oran OECD ülkelerinde %87.

Aziz milletim, değerli milletvekilleri;

Eğitim sistemi bir ülkenin geleceğidir.

Bu konuda bir adım atacağınız zaman, liyakat sahibi olanları, uzmanları toplar, akıl-fikir alırsınız.               

Mustafa Kemal, Kurtuluş savaşı günlerinde dahi, maarif kongresini toplamış bir liderdir.

Başöğretmenlik sıfatını, başkomutanlık sıfatından çok daha fazla önemsemiş bir liderdir.

Niyet, verimli ve kalıcı bir eğitim sistemi kurmaksa, bunun yolu-yöntemi bellidir.

Milli Eğitim Şurası’nı toplayın.

 

 

Şu görüşten, bu görüşten, şu partili, bu partili demeden, işin uzmanlarını çağırın.

Siyasi partilerden, sivil toplum kuruluşlarından, sendikalardan görüş alın.

Hep beraber istişare edelim, değerlendirelim, kalıcı bir eğitim sistemi kuralım.

Sayın Bakan, eğitim bürokrasisinden geliyor, eyvallah.

Liyakatli nadir bakanlardan biri olabilir, buna da eyvallah.

Ama görüyorum ki, o da sisteme uydu…

Yardımcısı Sayın Erdoğan’ın teyzesinin oğlu.

Eğitim bürokrasisi, eş-dost derneklerinin ve vakıflarının koalisyonu gibi.

Bu iş böyle olmaz.

Çocukların geleceğiyle, ailelerin hayalleriyle, milletin istikbaliyle, bu kadar oynamanın anlamı yok.

Yazıktır, günahtır.

Eğitim, Cumhuriyet’in, sınıflar arası geçiş sorununa sunduğu yegane çözümdür.

Eğitim sayesinde, gençlerinize, hayallerini gerçekleştirme fırsatı sunarsınız.

Eğitim sayesinde, maddi zorluklar içinde doğan çocuklarınız, yarının iş insanı, akademisyeni, siyasetçisi olur.

Eğitim sayesinde, Mardin’den çıkan çiftçi çocuğu Aziz, bugün Nobel Ödüllü Profesör Aziz Sancar olur.

Eğitim sayesinde, İzmit’ten çıkan memur çocuğu Meral, bugün İyi Parti Genel Başkanı olarak sizlere hitap etme şansı bulur.

Bugün ne kızlarımız, ne oğullarımız, diledikleri eğitimi alamıyor.

Parası olan en iyi şartlarda, özel okullarda ve kolejlerde eğitim görüyor.

Parası olmayan büyük çoğunluk, gitgide rekabetten uzaklaşan devlet okullarında eğitim alıyor.

Zenginin çocuğu her yarışa önde başlıyor.

Bugünün Aziz’lerinin, bugünün Meral’lerinin iyi bir gelecek hayalleri bile yok.

Eğitim işini de ticarete çevirdiler.

Devlet okullarının en değerli eğitimci kadroları, özel okullar tarafından transfer ediliyor.

Düşünün ki; Türk Devleti, eğitimde kendini özel teşebbüslere ezdiriyor…

 

Oysa eğitime salt ticaret olarak bakılamaz.

Eğitim geleceğimizdir.

Eğitim en önemli yatırım kalemimizdir.

Eğitim hakkı, her Türkiye Cumhuriyeti vatandaşının doğuştan sahip olduğu bir haktır.

Bu hak, ne coğrafi sebeplerle, ne de ekonomik sebeplerle engellenemez.

Devletin görevi, fırsat eşitliği sağlamaktır.

Yani en ücra köşede yaşayan bir gencin ayağına,

En ileri seviyedeki eğitim olanaklarını götürmektir.

İyi eğitim hakkı dediğimiz;

Hakkari’de veya Edirne’de doğan bir evladımıza, Türkiye’nin en iyi şirketlerinde çalışabilme fırsatı sunabilmektir.

Eğitim budur.

Gençlerin ayakları üzerinde dimdik durmalarını sağlamaktır.

Ancak ne Hakkari’de, Edirne’de, ne de İstanbul’da, Ankara’da bu fırsatları sağlamış değiliz.

Paran varsa eğitim var, paran yoksa eğitim yok, sadece diploma var.

Büyük sorular sormalıyız ki büyük adımlar atabilelim.

Bugün yabancı dil bilmeyen bir gencimizin iyi bir işe başlama şansı var mı?

Kariyerinde ilerleme şansı var mı? 

Gençlerimizin geleceğini düşünüyorsak; onlara Türkçe’nin yanında, tüm dünyada geçerliliği olan İngilizceyi öğretmeliyiz.

Buna ilaveten;

Yeni ticaret yolları açmak için çok geniş bir coğrafyaya yayılmış İspanyolcayı öğretmeliyiz.

Ortadoğu’daki varlığımızı güçlendirmek adına Arapçayı,

En büyük ihracat pazarımız olan Almanya ile ticareti geliştirmek için, Almancayı öğretmeliyiz.

Rusçayı, Çinceyi öğretmeliyiz.

O veya bu şekilde, en az bir yabancı dili öğretmeliyiz.

  1. yüzyıl Türkiye’sinde;

 

 

Yabancı dil bilmeyen üniversite mezunu olmamalı.

Yabancı dil bilmeyen lise mezunu bile kalmamalı.

Neden mi?

Çünkü zengin ailelerin çocukları, özel okullarda bu imkanlara sahip.

Çünkü zengin ailelerin çocukları en az bir yabancı dil bilerek mezun oluyorlar.

Öyleyse devletin görevi, bu imkanı tüm evlatlarımıza sağlamaktır.

“Herkes de yabancı dil bilmesin” diyorlar.

Hayır kardeşim.

Her evladımız bir yabancı dil öğrenecek.

Çünkü buna mecburuz.

Çünkü ekonomik kalkınma için yabancı dil öğrenmeye mecburuz.

Konu sadece yabancı dil mi?

Elbette değil.

Yüksek öğrenim sistemimiz, mezunlarına istihdam sağlayamadığı gibi;

gençlerimizin kendi işlerini kurmaları için de gerekli çabayı göstermiyor.

Oysa biliyoruz ki, bütün dünyada olduğu gibi Türkiye’de de istihdamı sağlayan genç girişimler.

Bugün birçok gelişmiş ülkede “fırsat tanımlama”, “girişimcilik”, “empati” gibi dersler, çocuklara çok küçük yaştan itibaren veriliyor.

Biz hala, yeni müfredatta, yıllardır çözemediğimiz sorunlara takılıyoruz.

Hep söylüyorum, yine söylüyorum; bizim rakiplerimiz Almanya’dır, Güney Kore’dir, İsveç’tir, Finlandiya’dır.

Önce hedefi doğru koyacaksın.

Önce kimlerle rekabet içinde olduğunu bileceksin.

Sayın Erdoğan’ın 13 tane uçağı var, adım atmadık yer bırakmadı;

Ama dünyadan haberi yok.

Biz; “diğer ülkeler aldı yürüdü” diyoruz.

Onun umurunda değil.

Dünya her yıl hızla değişirken,

 

 

Sayın Erdoğan kendini hala belediye başkanı sanıyor.

Hala belediye işleriyle övünüyor.

Devlet yönettiğini hala anlayamadı.

Devlet yönetmenin nasıl bir vizyon gerektirdiğini hala anlamadı.

Her konuşmasında Türkiye’yi nereden nereye getirdik diyor?

Nereye nereye dediği 17 sene.

17 senede Türkiye’yi 3 kat büyütmüşler.

2002’de gayri safi yurt içi hasılamız 250 milyar dolarmış.

Bugün 750 milyar dolara çıkarmışlar.

İhracatı 4 kat artırmışlar.

İyi de; 17 senede dünya yerinde mi durdu?

Aynı dönemde, yani 2002-2019 arasında, mesela Uruguay, 4 kat büyümüş.

Aç susuz Sudan, gıda yardımıyla ayakta duran Sudan, 6 kat büyümüş.

Komşumuz Rusya 5 kat büyümüş.

Afganistan 5 kat büyümüş.

Azerbaycan 6 kat büyümüş.

Çin 8 kat büyümüş.

Sen bunlar kadar olamamışsın, neyin havasını atıyorsun.

Medeniyet trenini kaçırıyoruz Sayın Erdoğan!

Elalem mola vermeden koşuyor, siz tökezlemeden yürümeyi bile beceremiyorsunuz.

Geleceğe yatırım yapıyorlar.

Eğitime yatırım yapıyorlar.

Teknolojiye yatırım yapıyorlar.

Bugün 7.5 milyondan fazla gencimiz 181 üniversitede eğitim alıyor.

Ancak, Türkiye’nin en büyük şirketleri, 3-5 okul dışında hiçbir okuldan mezun kabul etmiyor.

Aramızda gençler var.

 

 

Onlara soruyorum;

Gençler, sizler bu şirketlerde işe girebiliyor musunuz?

İşe girmek için diploma almak yetiyor mu?

Bu şirketler kimleri işe alıyor biliyor musunuz?

Yurt dışında eğitim görmüş gençleri işe alıyorlar.

Amerika’nın, İngiltere’nin vasat bir üniversitesinden mezun olmak bile, Türkiye’de daha çok kapı açıyor.

Neden biliyor musunuz?

Çünkü dünya sıralamasında, ilk 500 üniversite arasında bir tane devlet üniversitemiz yok.

Bunun sorumlusu evlatlarımız mı?

Bunun sorumlusu şirketlerimiz mi?

Hayır. Bunun tek sorumlusu var.

O da, içi boş binalar dikmeyi, eğitime yatırım zanneden beton kafalılar.

İyi Parti iktidarında, üniversitelerimizi dünyanın en iyi eğitmenleriyle buluşturacağız.

İlk 500 üniversite arasında mutlaka devlet üniversitelerimiz olacak.

Eğitime itibarını yeniden kazandıracağız.

Biliyorsunuz, Sayın Erdoğan, ikide bir İsmet İnönü’ye laf çakar.

Bakın o İsmet İnönü’nün bir hatıratı var.

Cumhurbaşkanı olduktan sonra, memleketi Malatya’yı ziyarete gider.

Malatyalılar kendisine üslubunca sitem eder ve der ki;

“Paşam hemşehriyiz ama, memleketinize doğru dürüst yatırım yapmadınız.”

İsmet Paşa’nın cevabı ibretliktir;

“Acele etmeyin.

Türkiye’nin en iyi öğretmenlerini Malatya’ya tayin ettirdim.

Nasıl bir yatırım yaptığımı 20 sene sonra anlayacaksınız.”

Türk devleti işte bu vizyondan, eğitimi ticaret zanneden akıllara geriledi.

 

 

Olan da evlatlarımıza oluyor, geleceğimize oluyor.

Memleket yıllardır iktidarın vasatlığına öyle alıştırıldı ki, büyük hedefleri gerçekleştirmek imkansızmış gibi geliyor.

Bunlar, Türkiye’nin 5 bin yıllık devlet kültüründen bi-haber kardeşim.

Bunlar, Türkiye’nin gerçek potansiyelinden bi-haber.

Bunlar, hazırdan yemeye alıştı.

Hazırdan yedikçe, olanı da bozmaya alıştı.

Dünyanın gelişen ülkelerine baktığımızda Türkiye’den daha az imkanla bunları başardıklarını görüyoruz.

Ama neye sahipler biliyor musunuz?

Kaynaklarını en iyi şekilde kullanacak, vizyona sahipler.

Devletin kaynağına çöküp, eşe dosta dağıtmayacak kadar ahlaka sahipler.

Bu vizyon hükümette yok. 

Bu ahlak hükümette yok.

Ancak İyi Parti’de ahlâkın da vizyonun da alâsı var.

Dava Arkadaşlarım;

O kutlu gün çok yakın.

Bu memleketin evlatları, aslında nasıl bir hazineye sahip olduklarını o gün anlayacak.

Çünkü onlara yalanlar söylemeyeceğiz.

Çünkü onlara hayal satmayıp, hayallerini gerçekleştirme imkanı sunacağız.

Gençler bizim geleceğimiz.

Biz de öncelikle gençlerimize iyi geleceğiz.

Aziz Milletim, değerli arkadaşlarım,

Ülkemiz maalesef zor günlerden geçiyor, dertlerimiz büyük.

Ama, dertlerin büyüklüğü bizim ancak azmimizi, heyecanımızı arttırır.

Türkiye, hızla ayağa kalkacak insan kaynağına da, fiziki kaynaklara da sahip.

İyi Parti gelince, Türkiye yeniden hukuk ve adalet ülkesi olacak.

 

 

Huzur ve refah ülkesi olacak.

Hürriyet ve bereket ülkesi olacak.

Milletimize bir sözümüz var, onu asla unutmayacağız.

Anadolu’yu yeniden bir bayram sofrası yapacağız.

Bugün, meşhur Türkiyem şiirinin değerli şairi, Dilaver Cebeci ağabeyimizin vefatının yıldönümü.

Bizi yok sayanlara, meydanı bizden önce boş bulanlara, “Mavinin Türküsü” adlı şiirinde ne güzel cevap vermişti.

Diyordu ki;

“Bana, ‘sen yoksun, sen öldün’ diyorlar

Bu kör acuna inat, yedi iklimdeyim,

İşte, ellerini tutuyorum yaşanmamış bir çağın,

Ben, güneşi kıskandıran gerçeğim.”

Bu vesileyle;

Bütün gönül mimarlarımıza rahmet olsun.

İktidar yolunda, Allah yar ve yardımcımız olsun.

Allah’a emanet olun.

28 May 2019 - 10:51 - Gündem


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Türkiyem TV Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Türkiyem TV hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Türkiyem TV editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Türkiyem TV değil haberi geçen ajanstır.



Ankara Markaları

Türkiyem TV, Ankara ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

+90 (312) 220 00 44
Reklam bilgi


Anket Deva Partisi'nin başarılı olacağını düşünüyor musunuz?