Mustafa Balbay'la Röportaj

Mustafa Balbay'ı tanıyoruz ama sizi kendi ağzınızdan dinleyebilir miyiz ?

Mustafa Balbay 1960 yılında Torosların eteğinde güzel bir Anadolu kasabasında doğmuş bir insandır. Yaşamı boyunca hep daha çok okumayı ve yazmayı hedeflemiş bugün de yanında sürekli kalem bulunduran ve havaalanında yanınızda silah var mı diye sorulduğunda, var deyip kalemi gösteren bir insandır. Yaşamım boyunca ortaokul, lise ardından ege üniversitesi iletişim fakültesi, sonra gazetecilik… O günden bu yana çok şey yaptım çok yerlerde oldum ama kalemi hiç bırakmadım. Mustafa Balbay okuyan yazan kafa yoran ve bu ülkeyi çok seven bir insandır, demir parmaklıkların ardında bile bu ülkeyi terk etmeyi düşünmemiş ve mahkeme heyetine eğer siz beni buradan “hani diyorlardı ya yurtdışına kaçma olasılığı olduğu için tutukluluğunun devamına diye” kapıkuleden çık bir daha gelmemek şartıyla özgürsünüz deseniz bu ülkeyi terk etmem demiş bir insan.

Mustafa Balbay neden gazeteci oldu ?

Gazetecilik tabi çocukluktan gelişti, edebiyat öğretmenim lise 1 de el yazın biraz daha iyi olsa sana baştan 10 vereceğim derdi, el yazım biraz kötüydü ama edebiyatı çok seviyordum. Türküleri çok seviyordum, ben radyo kuşağıyım, radyoda türküleri dinlerken sözlerini yazmayla hızlı yazmayı edindim.

Kendini ifade etmek çok güzel bence, gazetecilikle ilgili en güzel tanımlardan biri “gazeteci yaşadığı çağın tanığıdır” der ben de bu çağa tanıklık etmek, daha çok yaşamak diye düşünüyorum. Bu yüzden de hani çok klasik bir sorudur ya ”dünyaya bir daha gelseniz ne yapardınız” diye, ben yine temel olarak gazeteciliği seçerdim. Bunların yanında atletim aynı zamanda Samsun 19 Mayıs Maratonu’nu 8 defa koştum, temsili olarak Silivri’den böyle çıktık diye Samsun Maratonu’nu tekrar koştum. Dünyaya yeniden gelsem gazeteci olarak yaşama başlamak, sporu bırakmamak ama bu mesleğin getirdiği, bu ülkeye hizmet için ne varsa onları da gücüm yettiğince yapmak isterdim.

Gazetecilik mesleği ve Milletvekilliği çelişir mi ?

Bizim ülkemizde ve dünyada çok örneği olan bir durumdur diye düşünüyorum. Hemen insanlar diyecekler ki Ecevit ulus gazetesinin yazarıydı oradan siyasete geçti, yine Altan Öymen yıllarca başyazarlıklar yaptı, köşe yazarlığı yaptı, televizyonlarda programlar sundu o da siyasete geçti. Siyaset bu ülkeye hizmet etme alanlarından biri, hatta başlıcası. Bence buna dünyadan da çeşitli örnekler verebiliriz ama ben gerçekten gazetecilik dışında başka bir şey de düşünmemiştim. Çok küçük bir anımı paylaşmak isterim, 1995 cumhuriyet Ankara temsilciği, çiçeğim burnumda, yazılara başlamışım okurdan gelen yankılar çok güzel, yaşım 35 ve Ecevit telefon etti dedi ki sayın Balbay sizinle bir çay içelim. Allah dedim, ya bir belge verecek ya da bir demeç verecek, gittim. Mecliste uzun ince bir odası vardı, daha çay gelmeden dedi ki sayın Balbay sizi artık bu tarafa alalım dedi. Yani milletvekilliği teklif ediyor ama içimden ilk şu duygu geçti, tüh be haber değilmiş, diye düşündüm.

Mahpusluk günlerinde karşı karşıya kaldığım tablo, mücadeleyi siyasal olarak yapmanın kaçınılmazlığını gösterdi bana. Siyaset benim için gazetecilikten kaçış, hapisten çıkma yöntemi değil bir mücadele yöntemiydi.

Nasıl karşılaştırırsınız derseniz bence gazetecilik denizin kıyısında denizi izlemek geçen gemileri not etmek izleyiciye aktarmak, siyasetse o suyun içine girmek. Bütün mesele dürüst olmak eğer yazıyorsanız orda kalemin hakkını vermek, mürekkebin hakkını vermek, sözcüklerim yanlış anlaşılmasın mürekkepten başka hiçbir şey yalamamak.

Cumhuriyet Gazetesi yönetim değişikliği hakkında ne düşünüyorsunuz ?

Fikir gazeteleri bütün dünyada çok ciddi sorunlarla karşılaşır. Şu anda Avrupa’da pek çok yayın organı o ülkedeki sorunlara olaylara bakışı nedeniyle dalgalanmış, batmıştır. L'Humanite ilk aklıma gelen, Independent gazetesinin İngiltere’de zorlandığını görüyoruz. Adı üstünde fikir gazetesi, kimi konularda çatallaşma yaşayabilir. Biz Cumhuriyet’te 1950’de, 1971’de, 1991’de, bu ülkenin karşı karşıya kaldığı yollar çatallaştıkça, biz de kendi içimizde etkilendik, çünkü bizim fikrimiz var. Biz bu gazete üzerinden rant elde etmiyoruz, bu yüzden gazetenin içindeki arkadaşlar konulara zaman zaman farklı bakabiliyoruz. O nedenle geçmişte ayrılıklar oldu, gazetenin büyümesi için ne yapmalıyız konusunda bazı ayrılıklar oldu ama ayrılmak durumunda kalan arkadaşlarımızda örneğin fetö gibi kabul edilemez bir suçlamayla karşı karşıya kalmasını ben de kabul etmiyorum, bunu her zeminde söyledim. Gazete içindeki fikirsel ayrılık, gazetenin yönetim anlayışını farklı bakış ile gazetecileri terörist ilan etmek çok farklıdır. Sorunuz vesilesiyle de yanıtımı veriyorum, sadece konulara bakışımız Türkiye’nin temel konularındaki değerlendirmelerimiz farklılaştı bu yüzden de böyle bir tablo ortaya çıktı. Şimdi bütün amacımız hiç birimiz, ben, bütün arkadaşlarımız cumhuriyet gazetesinden büyük değiliz, orda hizmet vereceğiz bizden sonra yeni kuşaklar gelecek ve inanıyorum ki Cumhuriyet Gazetesi Türkiye Cumhuriyeti yaşadıkça hem cumhuriyetin güçlenmesine katkı sağlayacak hem gazeteciliğe katkı sağlayacak.

Ergenekon davasından yargılanmak size ne hissettirdi ?

Kaç saatimiz var… Çok şey söylenmek isteyecek bir soru bu ama ilk şunu söyleyeyim, Zekeriya öz ilk soruyu şöyle sordu “Uğur Mumcu’yu öldüren örgüte üyesin, olmadığını ispat et”. İnsanın vücut kimyasının bu kadar hızlı ve çabuk değişebildiğini düşünemezdim. Nasıl böyle bir soru sorulabilir bunun mantığı yok. O günden itibaren “2 b” kuralını uyguladım kendime, beden sağlığı ve beyin sağlığı. Ergenekon bence Türkiye’ye yönelik bir saldırıydı, bizim üzerimizden Mehmet Haberallar üzerinden, Tuncay Özkanlar üzerinden, Fatih Hilmioğulları üzerinden, Engin Alanlar üzerinden Türkiye’nin temel kurumlarına yönelik bir saldırıydı. Bence büyük ölçüde göğüslendi, dikkat edin oradan onca acıya rağmen bir kişi “ben çok pişmanım itiraf etmek istiyorum” gibi bir şey yaratamadılar, yurtsever insanlar dimdik girdiler ve dimdik çıktılar ve kendimize şunu söyledik biz belki sevdiklerimiz yola çok bakacak ama biz çıkınca yere bakmayacak dedik.

Tarihin bir sözü vardır denir ki “kahramanlar hayatta iken tarih konuşmayı sevmez” belki bizlerden sonra o dava süreçleri bence film olacak inanıyorum, ben zaten bir oyununu yazdım Yargıtatör adında 300 kez oynandı sanıyorum böyle bir saldırının nasıl göğüslendiği, nasıl böyle bir kurgunun yapıldığı çok konuşulacak diye düşünüyorum.

Ceza evinden unutamadığınız bir anınızı anlatabilir misiniz ?

Eh buna da tabi kaç saatimiz var diye soracağım … Çok anım var aslında güzel olanını anlatayım. Silivri duruşmaları nedeniyle 5 kişinin evlenmesini sağladım. Duruşmalara gelenler, bizleri sevenler duruşmalara geldiler, orda birbirleriyle tanıştılar ve bazıları evlendiler. Şu anda Cumhuriyet Gazetesi’nde çalışan bir arkadaşımız mesela ama en ilginci, gardiyan…

Sevdim de gardiyanı güler yüzlü, bir şey açmak istiyorum size dedi. Zaten hapiste gördüğümüz tek kişi, uzun süre yalnız kaldım hücrede, dedi ben evlenmek istiyorum. Evlen dedim, ya dedi benim müstakbel eşimin ailesi gardiyana kız vermeyiz dediler dedi. Ailenin sosyal demokrat bir aile olduğunu öğrenmiş, ben kimi koruyorum biliyor musunuz demiş, Mustafa Balbay’ı dedim dedi. Sizden bir mektup alırsam belki de evleneceğim dedi. Ben de o aileye ben o gardiyanı tanıdığımı, güler yüzlü olduğunu, çok kısa sürelerle sohbet ettiğimizi, insancıl yanının önde olduğunu söyledim, bir mektup yazdım. Kızı vermişler, böylece Silivri’de 5 yuva yaptım.

Millet vekili seçildiğinizde hala ceza evindeydiniz bu size ne hissettirdi ?

Milletvekili seçildikten sonra bizim hemen bırakılacağımız yönünde ortak bir görüş vardı. O kadar ki örneğin, seçimler bitmiş ve milletvekilleri mazbatalarını almış, cezaevi yönetimi elektrik parasını öder misiniz dedi. Bu arada Silivri’de yani cezaevlerinde prizden kullandığınız elektriğin parasını siz ödüyorsunuz, normal lambalar zaten yanık duruyor güvenlik gerekçesiyle ama prizi televizyon için kullanırsın bir de çaydanlık için, bunun parasını ödüyorsunuz. Hemen öde dediler, dedim kaçmıyoruz ki, sen çıkarsın dediler ama öyle olmadı tabi. Milletvekili olduktan sonra 2 yıla yakın tutukluluk devam etti.

Elbet bir gün çıkacağız, o güne hazır olmak lazım diye meclise mektuplar yazıyordum. Toplam Silivri’de, 1729 günde 9 kitap yazdım, 500’den fazla köşe yazısı yazdım, yüzlerce mektup yazdım ama 9 kitap bence başlıca övünçlerimden biridir. Orada dik durmak zor ve çok önemli, kimse hapse girdiği gibi çıkmaz diye de bir söz vardır.

Milletvekilliği süreciyle beraber ruhen dışarda hissettim kendimi, hatta anayasa mahkemesi o özgürlük kararını verdikten sonra, şu anda güncel ama kuru soğanı belli bir miktarla veriyorlardı, cezaevine kuru fasulye gelmişti akşam yemeğinde, dedim kuru soğan yiyim mi yemeyim mi, dedim Balbay yeme, ola ki tahliye olabilirsin

AKP’yi en çok eleştirdiğiniz konu nedir ?

Buna girmeden önce şunu söyleyeyim, ben gazeteci kimliğimle geçmişte Ecevit hükümeti dahil bütün hükümetlere eleştirel baktım. Eleştirmek özünde sahip çıkmaktır daha iyi olmasını istemektir. Bu konuda çok anım var Ecevitle ilgili, onun başbakanlığı döneminde eleştirilerimizi, kimi konulardaki görüşlerimizi paylaştık sıklıkla. Bu hükümetin her şeyden önce bu topluma ben tam “Türkiyeliyim” duygusunu verebilmesi gerekiyordu, bu ülkenin temel değerleriyle bu kadar kavgalı olmaması gerekiyordu. En büyük zararı hangi alanda gördük diye sorarsanız bir üretimdir, iki eğitimdir diyorum

CHP'ye bir eleştiriniz ?

Siyasi partiler ülkeyi yönetmeye talip olmak üzere kurulurlar, özünde böyledir. Siyasi partiler temelde ikiye ayrılırlar, kadro partileri, kitle partileri. Kadro partileri belli bir görüşü simgeler ve o görüşü anlatır, oy oranı az çok ben bu görüşün partisiyim der. Kitle partileri için ise ülkeyi yönetmektir onlar için asıl olan. Ben de geçmişte sayın genel başkanımız Kemal Kılıçdaroğlu’na milletvekili toplantılarında çok açık bir şekilde 132 milletvekilinin huzurunda eksiği, fazlayı hep söylemişimdir. Bizim ne yapıp edip bu toplumun, bu ülkenin yönetimin “Cumhuriyet Halk Partisi’ne emanet edilebilir” dedirtmemiz lazım, orda bir eksiğimizi görüyorum. En temel eksiğimiz bu diyorum, yoksa CHP’nin kadro sorunu yok, köken sorunu yok, tarih sorunu yok, kendi ifade etme sorunu yok ama bu topluma biz bu ülkenin yönetimini CHP’ye verebiliriz dedirtmemiz lazım.

Son seçimleri ben bu bakımdan önemsiyorum. İyi partiyle kurulan bu ittifak etrafında daha etlendi, dal budak sardı, 2023’e çok sağlıklı bir şekilde taşınması halinde cumhuriyetin 100. Yılı cumhuriyetin köklerindeki parti yönetiminde kutlanmalı.

31 mart seçiminin itiraz süreçlerini değerlendirir misiniz ?

Türkiye’de güvenlik deyince, genel anlamda öteki ülkelerde de böyledir, iki konu akla gelir; can güvenliği, mal güvenliği. Bunun dışındaki şeyler çözülür demokrasilerde ama ne yazık ki bu hükümet döneminde güvenlik sorunu ne oldu, sınav güvenliği oldu. 31 Mart sürecinde, kaderin cilvesinde bakın ki, bu iktidarın getirdiği ÖSYM başkanı göz altına alındı. Görüldü ki 9 yıl üst üste üniversite sınav soruları KPSS soruları çalınmış. Çok büyük bir yara bence.

Peki hukuk güvenliği? Çok büyük bir sorunmuş, ben de yaşayarak gördüm. Türkiye’de de insanlar benim hukuk güvenliğim var diyemeyecek bir ortamda. Hukukta bir sözdür denir ki “bir insan yaşamı boyunca hiç suç işlemeyeceğine dair bir söz verebilir, ben hiç suç işlemeyeceğim diyebilirsiniz ve bu sözü tutabilirsiniz ama hiç mahkemeye çıkmayacağım diyemezsiniz” bir ihbar yeter, bir şüphe yeter, birinin size yönelik bir husumeti yeter, bir iktidarın sizin bir görüşünüze kafayı takması yeter. Bu yüzden hukuk güvenliği çok önemlidir.

Ve şimdi bir kere daha 31 martla birlikte gördük ki bir sorunumuz daha var “ seçim güvenliği”. Seçim güvenliği o kadar önemli ki bence, kilit taşı vardır ya inşaatta, iki taraftan kemer gelir tam ortaya o kilit taşını koyarsınız dengede durur, seçim güvenliği böyle bir şey. Seçimler aşama aşama yapılır;

1 seçmen listeleri itiraz eden var mı? askıya astık var, yok, düzelttik, bitti.

2 sandık kurulu başkanlarının güvenliği, sadık kurulları kimler, itirazı olanı var mı? Oluştu, var, itiraz edildi, bitti.

En son sandıkta oylar kullanılır, o sırada bir sorun varsa sandıktaki kişi itiraz eder, şerh koyar. İşte ondan sonra seçimden sonra o itirazlar değerlendirilir. Budur olay ama şimdi gördük ki işte en baştaki seçmen listesinde sorun var diye Büyükçekmece’de olağanüstü bir zorlama görüyoruz.

Özeti 31 Mart sandık güvenliği seçim güvenliği konusunda da bir erozyon içinde olduğumuzu ortaya koydu ki bu ülkenin bu ülke insanlarının sandığa güvenmesi oyunun kime gittiğine güvenmesi açısından çok önemli. Oy namustur klasik söylem ama aynı zamanda her oy ülke yönetimini oluşturan kılcal damardır bu sorunların bir an önce giderilmesin dilerim.

Geleceğe nasıl bakıyorsunuz ?

Yakın çevrem bana şöyle bir tanımlamada bulunur “iflah olmaz bir iyimser”. Evet ben iflah olmaz bir iyimserim, aslında bu iyimserlik kötümserlik duygularıyla da değil ki benim Silivri kitaplarımdan birinin başlığı şudur “gülümsemek direnmektir”. Orada da ben gülümseyerek direnmiştim, hatta bir gardiyan sormuştu “ya dün gece ben üzerinize kapıyı kilitledim, içim acıdı sabah açtım, gülümseyerek bana günaydın dediniz, bu nasıl oluyor” demişti. Orada söylemiştim gülümsemek aynı zamanda direnmektir diye. Ben geleceğe bu anlamda gülümseme, iyimserlik, bu duyguların dışında üzerinde çok şey inşa edebileceğimiz, üzerinde çok hayaller kurabileceğimiz bir ülkemiz var diyorum. Pek çok sorun da var, o yüzden geleceğe mücadele dolu bir iyimserlikle bakıyorum.

Son dönemde özellikle 31 marttan önce nasılsın diye sorduklarında ağız dolusu iyiyim deyince bazıları suç işliyormuşum gibi bakarlardı, ya bu koşullarda nasıl iyi olunur diye. Ben iyiliği şöyle anlatırdım; 1 yaşam sevincini tüketmemek, 2 umudu yitirmemek, 3 mücadeleyi bırakmamak, 4 hedefi kaybetmemek bu çerçevede geleceğe bu düzlemde bakıyorum. En önemli gelecek konusu bizim için cumhuriyetin 100. yılı pek çok şeyin 100. yılıdır gönlüm diliyor ki bu 100 yılın üzerine bir yeni ikinci bir yüzyıl kuralım bizden sonraki kuşaklarda onun üzerinde devam etsin.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Kocafurkan Dinçaslan - Mesaj Gönder



Yorum yazarak Türkiyem TV Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Türkiyem TV hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz


Şehir Markaları

1 yıllık yayın süresi ve makul bütçesi ile markanızı parlatın.

0 (537) 010 45 51
Reklam bilgi

Anket Önümüzdeki süreçte herhangi bir erken seçim olacağını düşünüyor musunuz?