Ortadoğu üzerine

Komşu ülke İran, 13 Mayıs’ta gerçekleşen Tahran Üniversitesi öğrencilerinin protesto eylemlerinin ardından sükunete kavuşabilmiş değil. Geçen ay başörtüsünü çıkardıkları için hapse atılan kadınların idamları konuşulurken öğrenciler başta olmak üzere İran halkı söz konusu baskılar sebebiyle yürüyüş yapıyor ve üniversite duvarlarına idam edilecek olan kadınların posterleri ile yönetime tepki gösteriyor. “Diktatöre ölüm!” sloganları Tahran başta olmak üzere İsfahan gibi şehir sokaklarında işitiliyor, sosyal medya üzerinden tepkiler giderek büyüyor. “Beyaz Çarşamba” adlı zorunlu başörtüsü protestoları bireysel olarak da grup şeklinde de uzun zamandır devam ediyor. Beyaz başörtüsü takan, ellerinde tuttukları sopalara bu örtüyü bağlayan kadınlar ise besiç adı verilen milis güçleri tarafından bir diğer deyişle ahlak polislerince yakalanıp hapse atılıyor. Akıbetleri bilinmeyen bu kadınların içeride ne yaşadığı ise elbette bilinemiyor.

1 doların 14 bin küsur tümene karşılık gelmesi ile gelen zamlarla ekonomik-psikolojik sıkıntı yaşayan İran halkının, geçim şartlarından dolayı daha da artan gasp ve hırsızlık vakalarına da ne kadar dayanabileceği bilinememektedir.

Henüz sel felaketinin yaraları kapanmamışken, devletten hiçbir yardım görmediklerini dile getiren soydaş Türkmenlerin yaşamakta olduğu Gülistan Bölgesinin, halkın yardımları ile ayağa kalkmaya çalıştığı bir süreçte selden dolayı kullanılamaz hâle gelen ev, dükkân sahibi diğer şehir sakinlerine yapılan yardım 5 milyon tümen -iki aylık ev kirası- civarındadır. Sahip olduğu her şeyini, tüm birikimini kaybetmiş olan sel mağdurlarına 50 milyon kredi verileceği açıklandı. Hayata sıfırdan başlamak durumunda olan halkın omuzlarına devletten borç alma, yıllarca çalışıp bu borcu kapatma yükü de yüklenmiştir.

İçte yaşanan bu sorunların yanısıra gündemde halkı yine umutsuzluğa iten, dış politika ile ilgili olaylar yer alıyor. Hâlihazırda ABD savaş gemisinin Basra Körfezi’nde bulunması, Katar ile Bahreyn üslerinin İran’a yakın olması gibi durumlar İran’da tansiyonu yükseltiyor. Bulunduğumuz hafta içerisinde Bahreyn’i füze ve nükleer bomba ile tehdit eden İran ordusu olası bir ABD saldırı için hazırlık yapıyor.

İki gün önce Suriye’de bulunan İran karargâhına İsrail tarafından atılan füze, Lübnan Hizbullah’ı ile İsrail arasında çıkan çatışma ise olayların yine Orta Doğu’da çıkarılacağının, fitne ateşinin aynı zaman diliminde körüklendiğinin tablosudur.

ABD tarafından Arabistan’a satılan silahlar, Körfez ülkelerinde yer alan Amerika’ya ait askerî üsler, İran’a uygulanan ambargoların sınıra ulaşması, Türkiye ve İran Kürtlerinin ülke sınırlarındaki terör eylemleri ve Kürdistan hayalleri, İsrail’in Lübnan’a attığı füzeler ve Lübnan’da Nisan ayından bu yana ayaklanma çıkarılıp iç karışıklığı tekrardan başlatmak isteyen şer güçlerin yaptığı planlar ve daha sayamadığımız nice olumsuz etkenler, bir yapbozu tamamlayan parçalardır.

ABD’nin iki gün önce İran’a komşu ülkelerde yer alan Konsolosluk çalışılanları ile diğer vatandaşlarını hazırlanıp yola çıkmaları konusunda uyarmasının ardından ise Bağdat’ta yer alan ABD Konsolosluk binasının yanına katyuşşa füzeleri atılıyor. İran’a biat eden Haşdi Şabi’ye ABD savaş ilan ediyor. Suudi Arabistan'ın petrol tesislerine saldırılar düzenleniyor. Elbette akıllarda iki soru işareti yer alıyor: ABD’nin istihbaratı mı iyi yoksa tezgâhlananların bir parçası mı bu olanlar? Olası bir savaşın kıvılcımını kendi elleri ile yakan, İran’ı zan altında bırakan bir ABD mi var karşımızda?

Çin ve Rusya’nın uzun zamandır yaptıkları gibi yardım eli yine İran’a uzanacak mı? ABD’ye karşı ya İran’ın yanında yer alacak ya da ezelden beri süregelen sıcak deniz hayaliyle tabaktakine ortak olacak bu iki ülkenin alacakları tavır olayların seyrini değiştirecektir.

Afganistan, Pakistan, Lübnan, Suriye, Irak, Yemen cepte ve şimdi de sıra İran’da mı? Peki Kıbrıs? Ya Türkiye? Sıradakinin ardındaki sıradakilerin sayısı belli mi?

İran’a komşu ülke olmamız, soydaşlarımızın İran’da yaşıyor olması hasebiyle merak edilen en önemli konuların başında ise Türkiye’nin tutumu yer alıyor. Olası bir savaş ya da çatışmada Türkiye komşusunun yanında olup ABD karşıtı bir tutum mu sergileyecek? Yoksa sessiz kalıp Amerikan üssü olarak mı kullanılacak? Her iki durumda da zararın en büyüğünü görecek olan ne yazık ki bizim ülkemiz olacaktır.

Amerika’nın girdiği bir İran, Kürdistan denen kukla devletin kuruluşu, Türkiye’nin bölünmesi...

Amerika’nın girmediği bir İran ise zaten Türklerin yıllardır ana dilinden kasıtlı bir şekilde ayrılmış olması, Türkçe eğitim alamayan soydaşların alt kimlik muamelesi görmesi, soydaşların Türklük kimliğinden utanmaları için izlenen politikaların yer alması; rejim tarafından asılan, işkence gören, öldürülen, hakir görülen, kendi yurdundan kaçmak zorunda bırakılan Güney Azerbaycan, Gülistan ve Kaşgay Türklerinin giderek fakirleşmesi ve gerilemesi demek değil midir?

İki ucu da Türkler için kötü olan denklem. Bundan sıyrılmak için ne yapılıyor, artık yeniden bir NATO gücü olduğumuzu, Avrupa'nın en büyük ordularından biri olduğumuzu, Ortadoğu'nun en demokratik, laik ve mordern devleti olduğumuzu hatırlayacak mıyız ?

Peki biz ülke olarak ne yapıyoruz ? Gündemimizde neler var ? 

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Kocafurkan Dinçaslan - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Türkiyem TV Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Türkiyem TV hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz


Şehir Markaları

1 yıllık yayın süresi ve makul bütçesi ile markanızı parlatın.

0 (312) 220 00 44
Reklam bilgi

Anket Önümüzdeki süreçte herhangi bir erken seçim olacağını düşünüyor musunuz?