İRAN‘IN JEOPOLİTİĞİ "İran’da Tarihi Devlet Yapılanması ve Türklerin Mücadele Stratejisi"  

Bu yazımızda 2019 yılında Astana Yayınları tarafından yayınlanan “İRAN‘IN JEOPOLİTİĞİ İran’da Tarihi Devlet Yapılanması ve Türklerin Mücadele Stratejisi” adlı kitabımızdan bir bölümün okurlarımızla paylaşmayı uygun gördük. Astana Yayınları tarafından yayınlanacak olan bu seri çalışmamız, 10 ciltten oluşacaktır. Temel konu İran ve Türk dünyası olacaktır. Avrupa Tarih Tezi olarak adlandırmış olduğumuz tarih anlayışı üzerinden İran’a dayatılmış olan Persliğin ne kadar bilim dışı ve yapay kimlik olduğunu ortaya koymak için mevcut Pers anlayışını mevcut bilimsel verilerle sorgulamaya çalışacağızdır.

10 ciltten oluşacak çalışmamızın birinci cildinden aşağıdaki bölümü değerli okurlarımla paylaşıyorum.

Siyasi tarih uzmanlarının ve Jeopolitikçilerin bildiği gibi İran, arazi itibarı ile Türk ve İslâm Dünyasının kalpgâhı (Heartland) konumundadır. İran’da Toplumsal, Kültürel ve Siyasal açıdan istenilen her bir değişiklik kaydedilen bölgenin bütün Türk ve Müslüman ülkelerini yakından ilgilendirecek bir meseledir.

İran diye tanımlanmakta olan ülkemiz, bütün dünyada kimlik itibarı ile Pers olarak tanımlanmaktadır!

Son yüz yılda ulusal ve uluslararası kurum ve kuruluşlar tarafından Pers kimliği ile tanımlanmak istenen İran, gerçek anlamda Pers mi?

Pers denilen kimlik nasıl bir kimliktir?

Maddi ve Mânevi dayanakları nedir?

Bilindiği gibi Hint-Avrupa kökenli kavimler ve Ari ırkı ile ilgili teori, ilk kez 1780’lerden itibaren Sir William Jones tarafından ileri sürülmüş, oryantalistlerce devam ettirilmiş ve 1925’de Modern ULUS-DEVLET anlayışı olarak İran’a tahmil edilmiştir. Başka bir ifade ile 18-19. yüzyıllarda Avrasya Türk egemenliklerine karşı siyasi amaçlar doğrultusunda Sir William Jones (1746-1794), Friedrich Max Müller (1823-1900), James Darmesteter (1849-1894),  Arminius Vambery (1832-1913), Abraham Valentine Williams Jackson (1862-1937) vb. oryantalistler tarafından esasen “Şahname” üzerinden hareket edilerek İran-Turan değimiyle Ari ırk ve Turani ırk diye tasnife gidilerek İran, Türk dünyasının dışına itilmiştir.

İran’ı Pers olarak tanımlayan iddianın arkasında duran ve bilimsel olduğuna vurgu yapılan en önemli kaynak bu süreçte taş yazıtlardan elde edilen Ahamenid (Achaemenid MÖ. 550-330) ve Sasaniler (Sasanian MS. 224-651) dönemlerine ait çarpıtılmış bilgilerdir.

On binyıllık parlak doğu medeniyeti, milat öncesi 200 yıllık Ahamenid (Achaemenid MÖ. 550-330) ve milat sonrası 400 yıllık Sasaniler (Sasanian MS. 224-651) dönemine indirgenmiş bir tarih tezi ile İran’ın pers olduğu ortaya atılmıştır. 10 binyıllık kurulu medeniyetin kimler tarafından kurulduğuna değinilmeden toplam 600 yıllık şaibeli ve net bilgi bulunmadan Ahamenid ve Sasaniler üzerinden İran’ın Pers yapılması ne kadar doğru ve objektif yaklaşımdır?!

Bu oluşmuş yanlış fikrin çarpıtılmış bilgilerden kaynaklandığı günümüz açısından açık şekilde bilinmektedir. Birçok batılı-doğulu bağımsız tarihçiler tarafından yapılmış olan araştırmalar sonucu o süreçte elde edilmiş bilgilerin çarpıtma olduğu ve doğru bilgilerle çürütüldüğü ortadadır. Buna rağmen hala ulusal ve uluslararası kurum ve kuruluşlar İran’ın Pers olduğuna ısrar ederler!

Günümüz İran, İslâm öncesi şaibeli, tartışılır tarih dışında son 1500 yılda temel itibarı ile Türklerin sakin olduğu ve yönettiği bilinmektedir. Son 1500 yıl arzında Türkler tarafından yönetilen bir arazi nasıl bir anda Pers oluveriyor?!

Temel bilgilerini oryantalistlerden alan bu yaklaşım tarzı, Türk dünyası topraklarının kalpgâhı (Heartland) olan İran’ın Türklüğünü inkâr eder. Hazar İmparatorluğunun kurulduğu arazileri, gerçek tarihi verilere ters olarak, kuzey Kafkasya ve kuzey Karadeniz bölgesine sıkıştırarak İran ve Anadolu’daki eski yerli Türklerle İslâm sonrası Orta Asya’dan gelen Türkler arasındaki bağı ortadan kaldırmak ister. Nitekim Hazarların İran ve Kafkasya’da var olduğunu inkâr etmekle İslâm sonrası Orta Asya’dan gelen göçler arasındaki bağı ortadan kaldırmak ve Türklerin aborijen - yerli millet olmadığını ileri sürerek Türkleri işgalci konumuna düşürmek ister.

İran’ın Persliğini ve Türklerin İslâm sonrası bu bölgeye işgalci konumunda gelişini savunmak Bu Dayatılmış Tarih Anlayışının esasını oluşturmaktadır.

Hazarların kültürel bekâsını günümüzde Tebriz başta olmak üzere Teberiz-Teberistan ve Horasan'da görmekteyiz. Teberistan, Tebriz, Toros, Trabzon (Tebrizan), Tiflis (Gürcistan), Termiz (Özbekistan) gibi medeniyet ocakları Hazar Türklerinin kültürel mirâsını yaşatmaktadır.

Tebriz, adının etimolojik olarak Ermenice “Tavrij” kelimesinden türediği iddiasının hiçbir bilimsel esası olmamış ve son yüzyılın Türk karşıtı siyasetin bilimsel bir çarpıtmasının ürünü olmuştur. Tebriz, kelimesi Tebrizliler tarafından “Terbiz” olarak adlanır. Başka bir ifade ile Tebrizliler kendilerine “Tebrizliyim” değil, “Terbizliyim” derler. Türkçe dil bilgisine göre dudakdeğmezlerin “b. m. p.” harflerinin dönüşümü olağan bir süreç olduğu da bilinmektedir. İran ve Azerbaycan’ın “Terbiz” şehri, Özbekistan’ın “Termiz” şehri ile aynı kökenden olmuştur. İkisi de Türkçe yer adı olarak bilinmektedir. Orta Asya’da Ermeni medeniyeti ve ya küçücük bir izi var ise o zaman bu “Tavrij” kelimesi üzerinde durulabilir. Bunlar hep zehirli fikirlerin ürünü olmuştur.

Terbiz, Termiz, Trabzon, Tiflis, Toros ve Teberiz veya Teberis yer adları aynı kökenden olmuş ve Hazar dönemi medeniyetinin birer parçaları olmuştur. “Horasan - Khorasan” ve “Azeran” adlarının etimolojik olarak “Hazaran - Khazaran” sözcüğünden türediği de büyük ihtimaldir. Bu yönde özen gösterilmesi gereken önemli konulardan biri de Musevi kökenli Eskinaz vb. Türklerin bu alanda değerlendirilmesidir. Bu konuyu – Hazarlar ve İslâmiyet-Musevîlik ilişkilerinin Türklük üzerinden değerlendirilmesi ayrıca bir strateji olarak ele alınmalıdır. Fakat bu işlenmesi gereken stratejinin temel faktörü, Türklerle Musevîlerin derin geçmişe bağlanan kültürel ilişkileri ön planda olmalıdır.

Sâmânîler diye bilinen, Tacik oldukları iddia edilen Sâmâniân devleti, Tarihi verilere göre o cümleden İlhanlı Türk Kağanı Kazan Hanın Başveziri Reşidüddin Fezlullah Hemedani’nin ünlü “Oğuznâme” eserinde de görüldüğü gibi milat sonrası 819 tarihinde Saman Yabgu tarafından kurulan bir Türk devleti olmuştur. Saman Yabgu devleti 999 tarihine kadar devam etmiştir. Gazneli, Selçuklu, Harezmşahlı, İlhanlı, Ak Koyunlu, Kara Koyunlu, Celayirler, Emir Timurlu, Safevî, Avşar, Gacar gibi Türk devletleri, Hazar imparatorluğunun birer vârisleri olarak günümüz İran arazisinde kurulmuştur. Aynı zamanda Anadolu’da ortaya çıkıp, Merkezi Avrupa’ya ve Kuzey Afrika’ya kadar uzanan büyük Osmanlı Devleti de Türk devletlerinin batıya doğru uzanan muazzam devamı olmuştur…

Ardı kitabımızda…

Rahim Cavadbeyli

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Rahim Cavadbeyli - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Türkiyem TV Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Türkiyem TV hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


Ankara Markaları

Türkiyem TV, Ankara ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

+90 (312) 220 00 44
Reklam bilgi

Anket Önümüzdeki süreçte herhangi bir erken seçim olacağını düşünüyor musunuz?