ACIDAN İFLAHIMIZ KESİLDİ

     Parmaklarım yazmaya varmıyor bir türlü. Duyuyorum, görüyorum, okuyorum ve ardından derin bir sükuta bürünüyorum. Hani sözün bittiği yer deriz ya, orda bağdaşımı kurup sosyal medyaya düşen ve kedere boğan fotoğraf karelerine bakıp bakıp, gözyaşımda yunuyorum.

Acı bizimdi, suskunlukların yol alacağı yoktu. Yüreğimin ağrısına kelimeleri ortak etmeliydim.

   Evin en manzaralı yerine geçtim şimdi. Şehri daha iyi görüyorum. Daha ziyade karın kendini incitmeden yeryüzü ile buluşma anına daha rahat şahitlik ediyorum. Sessizlik hakim ve huzur… Kar kristallerinin sesi yuttuğunu, bu nedenle ortamın sessiz ve huzur verici olduğunu okumuştum. Ondan mıydı bu sessizlik? Lakin huzur sadece karın eğlence kısmındaydı.

    Sonra alıp beni okuduğum şehir Van a götürdü, ardından ilk görev yerim Erzurum a. İşte kar bu coğrafyalarda hele ki fakirler için ilham verici, eğlenceli değildi.

Üşümekti, tit tir titremekti. Bir çocuğun lastik ayakkabıları içinde buz tutmuş ayaklarıydı. Kar aylarca yolların açılamamasıydı, mağduriyetti, kimsesizlikti.

Ve ölümdü kar!..

   Ben de payıma düşeni almıştım yıllar evvelinde.

Gidip gidip geliyorum zamanın içinde. Kar nelere kadirsin, ışık hızıyla dolaştırdın dört bir yanı bir anda.


       Biz yine sosyal medya paylaşımlarına dönelim. Burayı düzenli kullanalı on yıl olmuş. Dönüp anılar bölümünü yokluyorum arada.
Allah'ım ya, ne çok kötü haber!.. Şehitler, kazalar, bombalar, suikastler, 15 Temmuzlar, cinayetler, depremler, seller... Cümlelerimin sonunu umutla bağlamaya çalışsam da hüzün yakamızı hiç bırakmamış ki.

Afet, afet üstüne. Acıyla acıyı karşılamışız sürekli.

Gel de güzel günlerden haber ver, içimiz açılsın öyle mi?  Sağ kalanımız da dertlenmekten helak olacak zaten.

    Sonra dönüp her olay karşısında insanların bakış açısını okuyorum. Ne çok pencere ve herkes kendi penceresinden gördüklerini dillendiriyor.
Halbuki pencereleri olan yerin bir de kapısı vardır hep birlikte çıkabileceğimiz.
El ele tutuşup güneşe, aydınlık yarınlara yönelebileceğimiz...

Hüzünler biraz da yaklaştırıyor mudur nedir ,  insanlığa dair unuttuklarımızı, ihmal ettiklerimizi hatırlatıyor gibi.
İlla ki canımız mı yanmalı, bilemiyorum.

     Yeni yılla birlikte art arda gelen, yüreğimize dağlayan acı haberler… İlki Elazığ’dan, doğup büyüdüğüm şehir 6.8 şiddetinde bir depremle derin bir hüzne sürükledi hepimizi. Ölü sayısı beklenenin altında olsa da hasar gören ev sayısı oldukça fazlaydı.

Elazığ üşüyordu – 10 derecenin altında. Bir yandan hasarlı evler yıkılıyor, bir yandan halk çadır kentlere yerleştiriliyordu.  

70 bin apartman ve yapıdan 10 bini devre dışı, 20 bini huzursuz!. Çoğu şehri boşalttı artçı sarsıntılardan dolayı psikolojileri alt üst oldu çünkü.

Ve yine memleketimin insanı onca soruna, acıya rağmen gülümsemenin yollarını arıyor. Nasıl mı?

‘’Elazığ’ın en fazla yıkım olan Sürsürü Mahallesi’nde evi yıkılan bir hacı amca camide kalmaya başlamış. Bunu gören komşuları da birkaç gün camide konaklamışlar. Gece yine büyük bir artçı sarsıntı yaşanınca hacı ayağa kalkmış de demiş ki;

 De gayret gendi evin de yıhasın.’’

Anlık da olsa bu tebessümler unutturuyordu ağrımızı.

  Elazığ’da asıl deprem sarsıntıdan sonra. Dondurucu soğuklarda çadır kentlerdeki zorlu yaşam, şehrin terkedilmesi. Deprem psikolojisiyle darmadağınık olmuş kaygı duyan insanlar… En önemlisi güven duygusunun yitirilmesi…

Kar, depremzede için huzur değildi maalesef!..

Şimdi çıkmışız yeni konutlar yapılacağının müjdesini veriyoruz. Bunu anlamak için illaki bedel mi ödemeliyiz, bilemiyorum.

      Çok geçmeden Van’dan gelen acı haber.  Bahçesaray’da çığ altında kalan 41 can.  Önce yıkıldık, sonra donduk hep birlikte. O kadar çok acı var ki hangisine yanacağımızı şaşırdık.

Ve bitmedi Sabiha Gökçen Hava Limanındaki uçak kazası…

Peş peşe yaşanan bu olumsuzluklar herkesi düşündürmeye başladı. Kimisi yeni yılın uğursuzluğundan dem vurdu, kimisi Allah’ın bir gazabı olarak gördü. Kimi dualara sığındı, kimi yöneticilere veryansın etti.

 100. Yıl Üniversitesi’nden Ömer Demirbağ hocamız;

"Bunlar, Allâhü Teâlâ katında makbul olduğumuzun işaretleri.(İnşallâh)

"Allâh, mahzun kalpleri sever. Allâh, sabredenlerledir. Allâh, kendisinden başka çaresi olmayanların yanındadır. Allâh, kimsesizler kimsesidir."  demişti yazısında.
Veren de O alan da O 'ydu.
Amenna!

Bakış açısı ne kadar önemli. Ruhum şifa buldu bir nebze.

 

      Lâkin bunca felaketin asıl suçlusu insan iken neden kolayı seçiyorduk ki biz? Allah bizi diğer canlılardan farklı olarak akılla donatmıştı. Faturayı O’na kesmemiz doğru mu?

Dünyayı kendi ellerimizle yaşanılmaz kıldık. 
Ve kılmaya devam ediyoruz. Ne kadar kötü haslet varsa besledik ruhumuzda.
Şimdi onlarla başa çıkamıyoruz. Kontrolden çıktık çünkü.

 Sadece şu iki hafta içinde toprağın koynuna verdiklerimizi düşününce ... kanım çekiliyor.

 

Ben de belki umudunu toprağa gömüyorum yine. Hani bahar gelir, filizleniriz.  Hani insanlıktan nasipleniriz biz de.

Yeniden çiceklenir, börtü böceğe hayat oluruz belki. Yeniden kuşlar cıvıldaşır dallarımızda.


Belki...

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Sündüs Arslan Akça - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Türkiyem TV Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Türkiyem TV hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


Ankara Markaları

Türkiyem TV, Ankara ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

+90 (312) 220 00 44
Reklam bilgi

Anket Önümüzdeki süreçte herhangi bir erken seçim olacağını düşünüyor musunuz?