BAZI VEDALAR DAHA HAZİNDİR…

Kerpiç duvarlı, kiremit çatılı evlerin vatana sevdalı, adı gariban, yüreği yaman yiğitleri onlar.

Baba ocağından mütevazi bir valizle çıkıp, kırmızı plakalı konvoylar ve siren sesleriyle döndüler hep. Onlar gelmeden çatısı akan evlerin duvarlarına ödünç bayraklar astılar. Derin bir sükutun içleri yakan sessiz çığlıkları yükselirken semaya, bir damla yaş aktı Fatma ananın yanağından. Kınalayıp gönderdiği kuzusunu bayrağa sarıp sonsuzluğa uğurladılar Ali Amca’nın kucağından.

Kimi yeni nişanlı kimi taze bebekliydiler. Kimi aşık kimi eşine hasrettiler. Doymadan gittikleri çiçeklerine hep haki renkli elbiseler giydirip resim çektirdiler. Arkalarında mevsimler değişse de hep kış yaşanacak ocaklar bıraktılar.

Fatma ana her sabah yeniden düzenleyip tozunu aldı bir daha hiç kullanılmayacak olan odanın. Salonda gülümsediği bir resmi bir de bayrağı hep yan yana astılar. İzne geldiklerinde giydikleri ayakkabı hep vestiyerde kaldı dokunmadılar, dokunamadılar. Biz kopyala yapıştır mesajlar paylaşırken onlar her cuma sabahı ziyarete gidip toprağa sarıldılar. Biz unuttuk dağıldık vakti gelince. Onlar gidenlerin adlarını döş ceplerindeki künyede sakladılar. Ateş düştüğü yerde harlanıp dururken biz kıçı kırık burslarla geride kalanlarına ağalık yapıp istedik ki “emanete sahip çıktılar” desinler.

Şiirler yazdık “açıl ey gökyüzü şehit geliyor” dedik, iki gün sonra işimize döndük. Ne babasız kalana babasını ne yarsız kalana yârını geri verebildik. Ama hep sevdik dedik, ama hep hayatımıza döndük. Biraz değil aşırı duygusal olduğum bir konuda yazıyor olmanın sıkıntısını yaşıyorum farkındayım bunun. Titreyen ellerim, okuma yazma öğretip burnunu sildiklerimin başucunda dua okurken titrediği gibi titriyor bunun da farkındayım. Bazen Eren Kupal geliyor aklıma susuyorum. Bingöl’de o değil sanki ben yakılıyorum. Bazen kendi oğluma sarılamıyorum. Hep şiirle ilk tanıştırdığımda “kız kardeşimin gelinliği, şehidimin son örtüsü” diye avaz avaz bağırıp, gözleri ışık ışık şiir okurken hayal ediyorum onları. Girdikleri sınavda önayak olmamız yol göstermemiz için çırpınan ana babalarının tabut başında ağlarken ki silüetleri geliyor gözümün önüne. Kendimi suçladığım anlarda olmuyor değil yokluklarını düşününce. Göğsümün kabardığı anlar olduğu gibi.

Takkeyi önümüze koymanın vakti sanırım. Neye inanır neye gönül verirseniz verin. Oyunuz rengi, fikriniz, zikriniz ne olursa olsun. Yaşanan kirli oyunların idrakine varmış olsanız da olmasanız da. Onlar bu vatanın gerçek kahramanları. Savaşı doğru bulup bulmamanız kendinizce yaptığınız muhteşem siyasal çözümlemeler onların birer kahraman olduğu gerçeğini değiştirmiyor. Gönül isterdi ki yeryüzündeki bütün savaşlar bitsin. Kimse hak etmediği bir ölümle hayata veda etmesin. Ama hayat ne sizin savaş karşıtlığınızda ne gereksiz vatansever tavırlarınızda. Hayat onların geride gözü yaşlı bıraktıklarında. Acı yerleri dolmayacak olanların o hazin vedasında.

Ülke olarak geçtiğimiz bu sıkıntılı günlerde onlar adına biraz itina biraz özen biraz duyarlılık hakları diye düşünüyorum. Sosyal medya paylaşımlarımız, eğlencelerimiz, biraz ölçülü biraz hatıralarına saygılı olsun bugünlerde. Ülkemizin güneyinde okullar tatil edilirken, on yedi yaşındaki fidanlar uykusunda can verirken. Her gün nereye bir şey düşecek diye bekleyenlerimiz varken biraz insan olmak zorundayız diye düşünüyorum.

Aslında bu haftaki yazımın konusu başkaydı. Yaşadıklarım yazdığım her şeyi unutturunca bu yazıyla çıktım karşınıza.Şehitlerimiz ne siyasi argümanlarımız ne de sloganik sevdalarımız dır. Onlar biz kahvemizi rahat rahat yudumlayıp çocuklarımızı okula bırakalım diye çocuklarını geride babasız bırakanlarımız. Yaşama düşüncenin hangi penceresinden bakarsanız bakın umurumda değil. Şehitlerine doğru pencereden bakmak ve onların geride kalanlarına sahip çıkmak boynumuzun borcu.Ne yaşanan kirli oyunlar, ne satılmışlıklar ne dostluklarımız ne de düşmanlıklarımız onların bıraktığı boşlukları doldurmaya yetmiyor yetmeyecek.

Anaların göz yaşı dökmediği, babaların akşam eve geldiği, bayraklara sarılı değil sıcak ekmek kokusu ile kapıların çalındığı, salaların değil şarkıların söylendiği bir ülke olmak umuduyla.

Hakkınızı helal edin demeye yüzümüz olmayanlardan, haklarını helal etmelerini, gidenlerin ardından bize ancak edebiyatını yapmanın kaldığını bilen bir ruh hali ile şahadete uğurladığımız bütün yiğitlerimin alnından öperek veda ediyorum…

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Musa Göçer - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Türkiyem TV Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Türkiyem TV hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


Ankara Markaları

Türkiyem TV, Ankara ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

+90 (312) 220 00 44
Reklam bilgi

Anket Önümüzdeki süreçte herhangi bir erken seçim olacağını düşünüyor musunuz?