Talat Ülker\ Çağdaş Bezirgânın Pazar Tellalı: Popüler Kültür

 

Kaypak ve Karanlık Bir Kavram: Kültür

 

Kültürün, kelime ve kavram olarak değil, ama anlam ve muhteva bakımından insanlığın tarihi kadar eski olduğuna kuşku yok. Kültür insanın çevresini yaşanabilir kılma çabasının, eşyayı kullanma ve ona hâkim olma tarzının ürünüdür. Daha farklı bir söyleyişle, kültür insanın tabiatla giriştiği mücadeleden elde ettiği kazanımların bütünüdür. Bundan dolayıdır ki birçok düşünür kültürü insanın tabiata ilave ettiği her şey olarak tanımlar.

            Tasvirci bakışa göre kültür, bir toplumun sosyal alışkanlıklarının toplamı, Toplumun alışkanlıklarından etkilenen fertlerin tepkileri, bu alışkanlıkların yönlendirdiği insan etkinliklerinin ürünleridir.

            Tarihsel bakışa göre kültür, sosyal bir mirastır. Belirli bir tarihi süreç içerisinde nesilden nesile aktarılarak biriktirilen maddi ve manevi mirasın adıdır kültür.

            Kuralcı bakışa göre kültür, belli bir yaşam biçimi, sosyal hayatı şekillendiren kurallar ve bu kuralların hayata geçirilişinden doğan sonuçlardır.

            Psikolojik bakışa göre kültür, sosyal hayata uyum sağlama, öğrenme ve alışkanlıklardır. Bu anlayışa göre kültür ihtiyaçları karşılamak, sorunları çözmek ve sosyal çevreye uyum sağlamak için gereken teknikler dizisidir. Kültür toplumda içgüdüleri bastıran veya farklı yollarla tatminine izin veren her şeydir.

            Yapısal bakışa göre kültür, bir grubun bütün üyeleri tarafından paylaşılan gizli ve kapalı yaşam biçimlerinin sonucunda oluşan sistemdir.

            Genetik bakışa göre kültür, geçmişteki davranış biçimlerinin geleceğe aktarılabilen birikimlerinin oluşturduğu sonuçtur.

            Marksist bakışa göre kültür, maddi üretim temeli üzerinde teşekkül eden ve mülkiyet ilişkilerinden ibaret olan manevi üst yapılardır.

Milliyetçi bakışa göre kültür, bir milletin yüzyıllarca devam eden ortak yaşayışından doğan maddi ve manevi değerlerin, birikimlerin ve davranış tarzlarının toplamıdır.

Bu tanımlardan hangisini esas alırsanız alın, ulaşacağınız sonuç şudur: Her toplum, ortak bir dilin, benzer algılarla yorumlanan bir dinin, kolektif aklın eseri olan bir dünya görüşünün, toplumsal hafızanın kabulleriyle takviye edilmiş bir ahlakın, dinden ve töreden meşruiyetini alan bir hukukun, aynı estetik kaygının farklı zamanlardaki tezahürlerini yansıtan sanat ürünlerinin, uzun bir geçmişin birikimi olan folklorun şekillendirdiği hayatı yaşar. Ve kültür yaşanan hayatın bizatihi kendisidir.

 

Hafızasını ve İstikametini Yitirmiş Bir Hayat: Popüler Kültür

 

            Her kültür, hayatı, kendisini kuran imanın ölçülerince okur ve kurar. Toplumun bütün fertlerini ortak yorum ve heyecanlar etrafında birleştiren dünya görüşü, hayatı, eşyayı ve metafiziği kendine özgü tanımlara ulaştırır. Bu tanımın üzerine hayat inşa edilir. Nevzat Köseoğlu, kültürü, toplumun hayatı belli bir iman çerçevesinde gerçekleştirmesi olarak yorumlar ve ekler: Her medeniyet açılışı yeni bir iman hamlesinin veya tazelenmesinin eseridir.  Her kültür imanın şiddetiyle belirlenen üç aşamadan geçer: Kuruluş, olgunluk ve durgunluk, soğuma.

            Kültürdeki durgunluk ve soğumanın sebebi toplumun ve o toplumun kolektif aklı olan dünya görüşünün hayatı özgün bir bakışla okuma ve yorumlama yeteneğini yitirmesidir. Kültürün yapma ve yorumlama gücü, toplumun bir sosyeteye malik oluşuyla kuvveden fiile geçer. Sosyete bir kültürün örnek hayatını yaşayan zevkleri incelmiş, eğitimli ve marifetli bir topluluktur ki onun yerli kültürdeki karşılığı havas tabakasıdır. Avam tabakasının yani zamanın akışına göre kürek çekerek yaşayan yığınların iyiye, doğruya ve güzele taşınması sosyetenin yani havas tabakasının kovaladığı ufukların hangi iklime açıldığıyla alakalı bir sonuç.

            Lakin kültürün soğuma çağlarında sosyete-havas tabakası ile avam tabakası arasında değer çatışmaları görülmeye başlanır. Başka iklimlerin rüzgârları esmeye başlar coğrafyada. Hayat istikametsiz kalır. Hayat istikametsiz kalınca değerlerin ve kurumların içi boşalır. Değerlerin ve kurumların içi boşalınca tarihin kanunlarıyla, kültürün kanunları çelişmeye başlar. Toplum hafızasını kaybeder. Toplum hafızasını kaybedince geçmiş, geleceği kurmanın anahtarı olmaktan çıkar ve anlamını yitirir. Hafızasız yığınlar kolay elde edilebilen, tüketilmesi için birikim gerektirmeyen, parayla satın alınabilen, kullanılıp atılabilen, norm oluşturma yeteneğini yitirmiş, kısa sürede genelleşip, bir anda unutulan, geçici, geçmişten beslenmeyen ve gelecek kaygısı taşımayan bir günlük hayata bağlanırlar ki bunun adı popüler kültürdür. O, toplumun derin göllerde yüzme becerisini kaybedip sığ sularda çırpınmaya başlaması halidir. Hayatın bir koşuşturmacaya dönüştüğü, herkesin eşyaya mahkûm zevklerin telaşıyla seğirttiği bir süreçte hızlı yaşam tarzının doğurduğu acil ihtiyaçlara cevap veren uçucu değerlerin yumağı, popüler kültür.

Aslında tarihin her döneminde havasla avamın yaşadıkları hayat, anlam açısından olmasa da üslup açısından farklıdır. Avamın yaşadığı hayatı halk kültürü-kitle kültürü, aydınların-havasın-sosyetenin yaşadığı hayatı da yüksek kültür olarak adlandırmak mümkündür. Toplumun kültürü bu iki katmanın ürettiklerinin ve paylaştıklarının toplamıdır. Paylaşım azalınca, havasla avam farklı zevklerin, kabullerin ve dünya görüşlerinin rüzgârına maruz kalınca kültür ve kimlik parçalanır. Halk kolay elde edebildiğine yönelir. Kolay elde edilebilen çoğu zaman başkası tarafından üretilmiş olandır. Ve kültürün gümrük duvarı yıkılıverir. Alıntı ve taklit evresi popüler kültürün en rahat beslendiği zemindir.

 

Ve Modern Dalkavukluk: Piyasa popülizmi

 

Popüler kültür kullanım ve tüketim kültürüdür: Kullanım ve tüketim iştahının kamçılanması için popüler ‘ikon’lara ihtiyaç vardır. Popüler sporcu ve sanatçılar; popüler edilen fikirler ve ideolojiler; popüler televizyon ve televizyon programları; popüler magazin ve dergi kahramanları ve popüler vücutların cazibesiyle kamçılanan seks ve seksüel umutlar...

Her şeyin piyasanın kurallarına göre işlemesini savunduktan sonra kimin, neden şikâyete hakkı var? Değerler ucuzlaşmış, hayat sıradanlaşmış, renkler ve desenler kaybolmuş, toplum derinliğini yitirmiş, fert sığlaşmış, hayat özlediğimiz ve beğendiğiniz ‘desen’i yansıtmıyor artık. Hepsi doğru. Hepsi doğru da her şeyin piyasanın arz ve talep dengesince yürütülmesine inandırılmış zihinlerimiz neden şikayet ediyor bu durumdan. Alabildiğine büyüyen mideler ve varlık içere anlamını yitirecek derecede küçülen yürekler… Ve üstüne eklenen ‘Piyasa popülizmi’, ‘piyasa demokrasisi’, ‘piyasa hegemonyası’… Bedenler doyarken tıka basa, aç kalan ruhların çığlıklarını kapatan yamyam dansı: Popüler kültür.

Kitlesel kurallara göre üretilen ve dağıtılan ürünlerin güzellik olgusunu değil de faydayı esas alması kaçınılmaz. Piyasa hegemonyasında her ürünün ticari bir meta haline getirilmesi doğaldır. Teknoloji ile popüler kültür arasındaki münasebet, popüler kültürün bir bakıma "meta kültür" olduğunu ortaya koyar. Bu, alınıp satılabilen, maddi boyuta sahip bir "kitle kültürü"dür. Ayrıca kitle iletişimindeki ticari zorunluluk, ikili bir şekilde kendini gösterir: ürünler ve hizmetler reklâm yoluyla tüketiciye "satılırken", kitle iletişim araçları da, reklâmcılara ve firmalara satılan izleyici toplulukları meydana getirmektedir. Piyasa demokrasisinin zaferi bu: toplum müşteridir, onu tüketmeye teşvik etmek, standartlaşmış ve seri bir şekilde üretilen ürünlerin müşterisi yapmak gerekmektedir.

Toplum müşteriye dönüşünce iktidar da tacirleşir. Bunun tersi de söylenebilir. Tacirler iktidar olunca toplumu müşteriye dönüştürürler. Kültürel kurumların denetimini elinde tutan iktidar aygıtı, bu kurumları kitleyi müşterileştirmek için kullanmaya başlar. Gerçek işlevinden tecrit edilen bu kurumların varlıklarını sürdürmeleri tacirin ticaretine hizmet etmeleri kaydına bağlanmıştır artık. Aile de, din de, eğitim de, sanat da tacirin piyasayı kontrol mekanizmasının araçlarıdır atık. Paylaşmayan, sohbet etmeyen, televizyon ekranının veya bilgisayarlar tuşlarının bağımlılarına dönüşmüş yalnız fertlerin yığını mıdır aile? İnsanların ve toplumların tüm ahlaki içeriklerinden soyunduğu bir çağda din kurumunun işlevi nedir? Eğlenceye, ya da teknolojik beleşçiliğe dönüştürülen eğitim ferdi hazır kalıp ürünlerin müşterisi yapmaktan başka ne işe yarar? Sanata gelince onun yeni işlevi biraz daha karmaşıktır: Popüler kar elde etme amacıyla tüketime sunulmuş bir maldır. Popüler haber, müzik, film, eğlence ve popüler olarak nitelenen diğer faaliyetlerin hepsinde ya bir malın satışı, ya da hayatın yeni bir ürüne yönlendirilmesi söz konusudur. Bu yönlendirmeyi yapacak en elverişli araç sanat, en başarılı yönlendirici de sanatkârdır.

Popüler kültür, kitle kültürünün somut şekillerinden biridir. Kitle kültürü tekelci kapitalizmin hem mal hem de imajlar satışını yapan, uluslararası pazarın değişmelerine ve ihtiyaçlarına göre biçimlenip değişen, önceden yapılmış, önceden kesilip biçilmiş, paketlenip sunulmuş hayattır.

 

Popüler Çarşının Çağdaş Simsarı: Teknoloji

 

Dünyayı yaşanabilir kılma çabamızın sonucu olan “araç”lar hayatımızın her anını ve her alanını işgal eyledi. Makineler mi bizi yönetiyor biz mi onları belli değil. Hayatımız kolaylaştı kolaylaşmasına, daha rahat yaşıyoruz, daha rahat doyuyor, daha rahat uyuyoruz. Tabiatı yendik yenmesine de bedelini hesap edemediğimiz kayıplar bıraktık ardımızda.

Biçimlendirilmiş bir hayatı yaşamaya mahkûmuz. Paketlenmiş ve süslü ambalajlara sarılmış bir hayatımız var artık. Teknolojinin kendine göre bir toplumsal değişim ve dönüşüm programı sunduğu tartışılamaz bir gerçek. Teknoloji kendisini üreten kültürün imzasını taşıyor ister istemez.

Asrımızda teknolojinin hızla gelişmesiyle birlikte, kitle iletişim araçlarının ferdi ve sosyal hayatımızdaki yeri ve önemi artmıştır. Bu durum, gelişmiş ülkelerin ve birtakım güçlerin, kitle iletişim araçlarını ele geçirme isteğini kamçılamıştır. Çünkü kitle iletişim araçları, hâkim güçlerin ürettiği ürünlerin ve planladıkları hayatın satışa sunulduğu pazarın simsarlarıdır. Simsar çığlıklarıyla pazarlanan değerlerin adı popüler kültürdür.

Popülerin bizdeki kullanımı Batıdan gelir ve oldukça yenidir. “çoğunluk tarafından sevilen ve seçilen” anlamına kullanılır. Çoğunluğun neyi seçeceğini ve neyi seveceğini teknolojiyi üretenler belirlerler. McLuhan'ın deyimiyle dünya 'evrensel bir köy'e dönüşmüştür. Gelişen kitle teknolojisi kültürel iletişimi de güçlendirmiş, toplumların birbirlerinden daha kolay haberdar olmasını sağlanmıştır. Kitle iletişim araçları ‘kültür sanayileri’dir. Üretilen ve yayılan bilgi ve haberler birer kültürel üründür ve bir ekonomik amaca yöneliktir. Bu amaç da kitle iletişim araçları teknolojisini üreten hakim güçlerin kültürünü yaymak ve küresel dünyada standartlaşmış popüler ürünlerini satmaktır. Gereksiz ve aşırı tüketme isteği, gelecek korkusu, bireycilik, hayatın anlamsızlaşması ve yabancılaşma gibi sorunlarla kuşatılır birey. Dünya, duvarsız bir hapishaneye dönmüştür artık.

Popüler kültür özgürlüğü sınırlandırır ve insanı pasifleştirerek çağdaş kölelik mitini yaygınlaştırır. Kitle kültürü öğretir, eğitmez. Mânevî değerleri seri imalatla kopyalar. Zevk ve değerden yoksun ürünlerle ferdi kişiliksizleştirir. Tek düze bir hayatla insan hürriyetini daraltır. Popüler malın tüketicisinden, malı tekrar tekrar, mümkün olduğu kadar çok ve yoğun tüketmesi istenir.

 

Popüler Kültürün Hırsız Fenerleri: Televizyon ve İnternet

 

Popüler kültürün ve onun ' ürün'lerinin kitlelere kolay ve hızlı bir şekilde ulaşmasını televizyon ve bilgisayar sağlıyor. Onlar, popüler kültürün en önemli araçları. Bu iki sihirli kutu yönetiyor artık hayatlarımızı. Kültürel hayatın bütün kurumları onların esiri: eğitim, din, aile, siyaset...  Geçmiş zamanın en işlevsel kültür öğeleri olan bu kurumlar giderek ortadan kalkıyor ve onların yerini bu sihirli kutuların ‘sanal’ kurguları alıyor. Popüler kültür tüketimi zorunluluk haline getirir. Uyandırılmış ve azdırılmış taleplerle hayat biçimlendirilir. Maddî temeller üzerine inşa edilen bu yenidünyada insan, eşya bağımlısı ve "kullan-at" çılgınıdır. Ne kadar eşyan varsa ve ne kadar tüketiyorsan o kadar sosyalsin. Popüler efendilerin tüketim kamçısı seni evcilleştirmektedir. Çağdaş firavunların piramitlerine taş taşımakla görevlendirilmiş bir kölesin sen.

Gösteri çağının hâkimi ve görsel imajın en büyük yayıcıları olan televizyon ve bilgisayar için geçmiş ve gelecek yoktur, yalnızca “şimdi” söz konusudur. Aldous Huxley'in, daha televizyon icat edilmeden önce, gelecekte insanların sakinleştirici haplarla uyuşturularak itaat ettirileceğini öngören kurgusu, televizyondan pompalanan popüler kültür sayesinde gerçek oldu. Sihirli kutulardan dökülen fermanların gözle görünmez zincirlerle insanlığı köleleştirdiğini söylemek çok da yanıltıcı olmaz

İnsanların dünyayı kavrama ve yorumlama biçimlerinde en büyük inkılabı televizyon yaptı. Televizyon, tüm dünyayı eğlencelik bir seyir alanı olarak sunarak herkesi ve her şeyi basit bir görüntüye indirgeyen çağdaş meddahtır. Popüler kültür tüketimi kamçılamak için insanların "daha iyi bir yaşam" düşlerini canlı tutmayı hedefler. Çünkü mevcut ekonomik sistemde istikrarının devamı için gerekli dengesinin sağlanması, üretim ve tüketimin birbirlerini besleyerek sürmesi için insanlara belli oranda hürriyet alanı tanınması gerekmektedir.

Bugün her yaştan insanın kültür alışverişinde en çok kullandığı araç olan televizyon, kültür sömürgecilerinin de vazgeçemedikleri bir vasıta haline gelmiştir. Televizyon aracılığı ile yayılan popüler kültür, bir yandan geleneksel kültürü unuttururken, diğer yandan dünyayı kültürsüzleştirme görevi yapıyor. Teknolojinin sahipleri, ürettiklerini çeşitli vasıtalarla, evrensellik adına güncelleştirip ve süsleyip toplumlara sunuyorlar.

Televizyon yayınlarıyla ilgili en önemli nokta, bunların toplumda belli fikirleri "yaygın görüş" hâline getirmesidir. Televizyonlar, bazı fikirlerin toplum tarafından kabulünü sağlamakta, belli konularda aynı şekilde düşünenlerin sayısını yükseltmektedir. Yapılan bir araştırma Türkiye'de "yaygın görüşün" oluşmasında televizyonun % 50 nispetinde rol oynadığını ortaya koymaktadır. Haber, yorumlanmış bilgidir. Bu sihirli kutuları elinde tutanlar onları birer hırsız feneri marifetiyle kullanırlar. Ve ‘kamuoyu’ onların istediğini düşünen, hayat biçimini alkışlaya, ürettiklerini tüketen müşteriler ve hayranlar yığınına dönüşür.

Televizyon düşünmeyi dışlar. Aklı gözünde olanın düşünme ve hissetme melekelerini yitirmesi kaçınılmaz bir son. Televizyon seyircisi, düşünmenin ve hissetmenin ağırlıklarından arındıracak olan görüntü seline bırakıverir kendini. İnsanların ve toplumların kendi gerçeklerinden ve hafızalarından kopuşlarını hızlandıran bir süreç bu.

 

Ve Kaçınılmaz Son: Çağdaş kölelik

 

Yaşasın tüketim hürriyeti! İnsanın ihtiyaçları sonsuzdur diye naralar atanlar yönetiyor dünyayı artık. Her şey maddeyi sahiplenme dürtüsünü kamçılamak için tasarlanmış. İçselliği, derinliği olmayan bir hayattır sunulan. Tenler doymakta, ruhlar alabildiğine acıkmaktadır. Ve bir de küresel pazara dâhil olduk mu, değmeyin keyfimize. Demokrasiyi sınırlayan engelleri ortadan kaldırdık mı görün o zaman! Sayısız ve sınırsız dünya ürünlerinin beleş tüketicisi olacak Türk insanı. Tüket tüketebildiğin kadar! Eğer gücün yetmiyorsa, televizyonun başına otur tüketenleri kutsa. Arada bir sokağa çık "vitrin" temaşasıyla sürdür çağdaş ayinini.

Ve düşün: Ya bu bolluğun olmadığı, bu seçeneklerin bulunmadığı zamanlarda yaşasaydın ne yapardın o zaman? Say ki bir kış günü işten eve gelmişsin, yorgun argın… Uzun kış akşamı, televizyon, radyo, dergi, gazete, internet yok. Eyvah, ne yapacaksın? Kimin kimi öldürdüğünü, kimin kocasını aldattığını, kimin kiminle nerede görüldüğünü, nerede yangın, soygun, felaket, rezalet, safahat olduğunu, sarhoş bir şoförün otoyolda kaç cana kıydığını, nasıl bileceksin? Yağmur yağacak mı yarın, cebindeki parayla oynayacak mı birileri bu gece, nasıl bileceksin? Hakemin çaldığı ofsayt düdüğünün doğru olup olmadığını, küresel yamyamların insan avında kaç kelleyi bedeninden ayırdıklarını, kimin kazanıp kimin kaybettiğini nasıl duyacaksın. Sinema yıldızları, spor ünlüleri, zenginler ne yiyor, ne giyiyor, ne içiyor, ne yapıyor, nasıl bileceksin? Daha kötüsü tek yaşama gayesi haline gelen tüketme hırsını kamçılayacak ürünlerin reklâmlarından mahrum kalırsan ne yapacaksın?

"Orwell bizi haberleşmeden mahrum bırakacak olanlardan, Huxley ise çekingenliğe ve bencilliğe sürükleyecek kadar yoğun haberleşme yağmuruna tutacak olanlardan korkuyordu. Orwell'in 1984'ünde insanlar acıyla kıvrandırılarak, Huxley’in Cesur Yeni Dünya'sında insanlar hazza boğularak denetlenmekteydi. Kısacası Orwell bizi nefret ettiğimiz şeylerin, Huxley’se bizi sevdiğimiz şeylerin mahvedeceğini söylüyordu."

İşte size popüler kültür! Gereksiz nefretlerin ve içsel derinliği olmayan sevdaların pazarı haline getirilen hayat. Aşkın değerler sürgünde, gönüller lal, ruhlar sağır. Sanat, entelektüel bir gevezelik sadece. Artık hür değiliz ve bizim olmayan bir hayatı yaşıyoruz; eşyaya mahkûm arzuların ve şehvetin tuzağında çırpınan bir hayat.

Peki, hür olma ümidimizi tamamen yitirdik mi? Yeniden yüksek bir kültür ve asil bir medeniyet kurma hevesini tükettik mi? Hayır, asla… Eşyayı ve insanı yeniden tanımlayıp hayata istikamet çizdiğimiz, hafızamızdan kovduğumuz mistik anlamları geri çağırdığımız ve Tanrı’dan gayrisine kul olmamayı öğrendiğimiz zaman hür olacağız. Hür ve mutlu… Ve o imanla yeni bir kültürün inşası için yola çıkmış olacağız. Umarım daha fazla gecikmeyiz.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Talat Ülker - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Türkiyem TV Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Türkiyem TV hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Türkiyem TV editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Türkiyem TV değil haberi geçen ajanstır.



Ankara Markaları

Türkiyem TV, Ankara ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

+90 (312) 220 00 44
Reklam bilgi

Anket Deva Partisi'nin başarılı olacağını düşünüyor musunuz?